Dilek Atik´in Tip-1 Diyabetle Tanışma Hikayesi

Merhabalar,

30 yaşındayım ve 2,5 yıldır tip-1 diyabetliyim. Yani diyabet yolculuğumun henüz başında sayılırım. Ama bir diyabetli yakını olarak 15. senemi deviriyorum bu yıl. Annem ve tüm kardeşleri diyabetli olduğu için diyabetle ilgili olarak çok şey bildiğimi düşünürdüm. Fakat işin mutfağına girince öyle olmadığını anladım. Zira diyabeti yılda 2 kere aç karnına kan şekerine baktırmaktan  ibaret  saymasaydım; yaşadığım belirtileri ciddiye alır, aklımda en sona bıraktığım diyabet ihtimalini en başa alırdım.

Belirtiler, geçirdiğim safra kesesi operasyonundan sonra başladı. 6 ay içinde yaklaşık 20 kg kaybettim. Bunu metabolizmamın hızlanmasına yordum. Sonra sürekli uyku isteği başladı. Öyle ki; çocuklar teneffüse çıktığında masamda uyuyakalıyordum. Bunu da kalabalık mevcutla 1. Sınıf okutmanın stresine, yorgunluğuna  bağladım. Derken parmak uçlarımda uyuşmalar başladı. Parmak uçlarıma sivri nesneler batırmama rağmen acı hissetmediğimi gördüğümde “bir şeyler ters gidiyor” dedim kendi kendime. Son olarak  idrarımda bira köpüğüne benzerince bir köpük tabakası gördüğümde “sanırım böbreklerimle alakalı bir sorunum var” diyerek bir nefrologtan randevu aldım. Bana göre sorun protein kaçağıydı. Diyabet, bir ihtimal olarak bile aklıma gelmiyordu.

Ertesi gün doktor hanımın odasına girdiğimde daha ben şikayetlerimi bile anlatmadan nasıl bu kadar zayıf olduğumu sordu. İstediğim her şeyi sınırsızca yememe rağmen 6 ayda 20 kilo verdiğimi anlattım gururla… Doktor Hanım hiç bozuntuya vermedi, “yaaa, ne kadar güzel” dedi ve şikayetlerimi sordu. Şikayetlerimi anlattığımda sorunumun büyük ihtimalle diyabet olduğunu söylediğinde, ben hala protein kaçağı tezimde ısrar ediyordum. Yapılan idrar testi sonucunda glikoz ve keton 4+ çıkınca sonuç kesinleşti.

Afallamıştım. Benim için henüz erken olduğunu düşünüyordum. İlk zamanlarım korkunçtu. dİyabet veya komplikasyonlara değil de özgürlüğümü kaybettiğim hissine odaklanmıştım. Enjeksiyonların sıklığı, yeni ve kontrollü  bir yaşam düzeni oluşturacak olmam bende  insandan ziyade bir robota dönüşüyormuşum duygusu uyandırdı. Üstüne bir de ilk tanı esnasında verilen insülin dozlarının günlük aktivelerim ve karbonhidrat miktarımla  uyuşmamasından ötürü yaşadığım hipoglisemiler kendimi daha fazla değersiz ve muhtaç hissetmeme neden oldu. Normalde benim için önemi olmayan yiyecekler bile sırf yasak dendi diye değerli bir hale geldi. Kendimle çatışmaya başladım.

Daha sonra bu gidişatın bana faydası olmadığını düşündüm ve ailemin yanına gelerek bir prof.’tan randevu aldım. İlk önce insülinlerim değişti sonra da ruh halim. Baktım bu iş böyle olmayacak, üzülmenin, ağlamanın, öfkelenmenin hayatımın kontrolünün iyice elimden çıkmasına neden oluyorum ve sevdiklerimi de üzüyorum. O zaman “şu an içinde bulunduğum durumu nasıl keyifle yaşanabilecek bir hale getirebilirim” diye düşünmeye başladım. Yaşadığım sorunlara karşı alternatif çözümler üretmeye çalıştım. Zira hayatım boyunca hep küçük keyifler bana mutluluk vermişti ve bunları kaybetmek istemiyordum.  İşe beyaz unla pişirdiğim her ne varsa tam buğday unuyla pişirme denemeleriyle başladım. Pek çoğunda lezzetli sonuçlar aldım. Şişmdi evde kendi “diyabetik yaş pastamı” bile yapabiliyorum.  Sonrasında karbonhidrat sayımını da öğrendikten sonra “artık diyabetim canımı sıkmıyor” diyebiliyorum.

Şimdi hem kendimi hem de öğrencilerimi diyabet konusunda daha çok geliştirmeye, bilinçlendirmeye çalışıyorum. Onlar diyabeti benim tanıdığımdan daha iyi tanısınlar ki; gelecekte diyabetle karşılaşırlarsa korkuya kapılmadan, afallamadan, durumu olduğu gibi kabul edip yollarına devam edebilsinler. Demem o ki; yolumuz uzun. Umarım deryada bir damla olabiliriz.

Size ve yakınlarınıza diyabet yolcuğunuz süresince regüle şekerler ve keyif dolu günler diliyorum.

Umut ve kahkaha eksik olmasın gönül penceremizden.

Sevgiler….

Dilek Atik